selam sevgili okur, bugün seninle çok sevdiğim hafız’la hafize’nin evine bi’ uğrayalım diyorum. ne dersin? tamam bizim hafız’ın evi değil, o ev zaten başka yazıya konu olur. üç hafize ve arada bir uğrayan hafız diye toparlanabilir.
şimdi bu panpalar zaten standartta sıcak oldukları için, evdeki karşılama da o şekil oluyor zaten. misal evi bulmaya çabalıyorum, ilk defa gidiyorum, gözler muhtelif camlarda. ama ben bakmayı bilmediğim için yukarıyı göremiyorum, seslenmek lazım. sesi alınca sonarı yemiş yunus gibi kafayı sesin geldiği tarafa çeviriyorum.
malum, “hafize” dedim başta, ev arkadaşları tabii ki iki diğer hafize. bizim hafizenin ev arkadaşı olan hafizeyi düş, (zira evde yok idi kendisi, lakin daha sonra geldi) ama gıvırcık saçlı olan hafizenin aplasını (a plas gibi, hani a+ gibi olaya bakarsanız iltifat bile giriyor işin iç-ulama mı çalışsam acaba ben evde biraz) ekle, hafize sayısı yine standart düzeye ulaşıyor. hamarat diye tabir edilmesi mümkün insanlar, zira mutfaktan gelen koku fena sayılmaz, hatta iyi baya. (Hafize, alınma sen “herkese mi diyorsun öyle” diye, “hafize” ve “Hafize” arasında ayrım var bana kadar)
salona geçiliyor, salon güzel öyle kartonpiyer falan baya aristokrat çalışmalar söz konusu. berjerin o dayanılmaz çekiciliği yine beni sarıyor (ay lav berjer) ve masanın yanındaki sarı berjeri seçiyorum. LAAAAPSSSS diye bırakıyorum kendimi, çoook rahat hacı. orayı hafızaya atıyorum, diyorum ki bundan sonra bu eve geldiğimde uğrak yer burası. selçuk’ta yandım çavuş çöp şiş, bolu’da varan tesisi, susurluk’ta yasa gibi bi yer. karşıda da 1,5 kişilik bir berjer dikkati çekiyor. gecenin ilerleyen saatlerinde dikkati üzerine toplayacak zaten o. şimdilik tek görevi bizim hafız’la hafize’nin beraber oturabilmesi yahut yan yana ilginç pozisyonlarda bulunabilmeleri (seksüel düşünmeyin, küfür etmeyi çok isterim ama edemem çünkü güvenli internet filtre bıdısı başladı, kapatmasınlar siteyi. duş perdesi, kulbu kırık çaydanlık, damacana, pipet falan derim, ağır konuşurum – yazarın iç sesi: “naSIIIL?”)
yemek servisi başlıyor, hani başta bir gerginlik vardı yemek konusunda da, bence olmasına gerek yok imiş, (spoiler: yemekler güzeldi) ev kıvamında yayla çorbasıyla açılış yapılıyor. ardından pilav ve gavırma (bkz: kurban bayramı sonrası ziyaret) geliyor. salataları adlandırmayı beceremem ama standart ve güzel, sevilen güzide bir salatamız sofrayı şenlendiriyor. hatta yanında badılcan ezmece bile mevcut. (lakin ki inanılmaz tiksinirim badılcandan) hatta bir de aystii şeftali var! daha ne isteyeyim arkadaş! (patlıcan istemeyeyim mesela)
şahane sohbet, şahane muhabbetin mola sürelerinde saate bakılmıyor, gecenin köründe mecidiyeköy’de kalmış bulunuyorum. ev inletecek şiddetlerde horlamam sebebiyle bu tekliflerini nazikçe reddediyor, sorunu açıklıyor, girecekleri sorumluluğu belirtiyorum. ısrarla dinlemiyorlar, bu sefer ben de vahşice reddettim. hayır paşa paşa kabul ettim. gecenin o saatinde ben de tırstım hacı, kalayım diyorum.

ay lav rahat berjer
ve şimdi o 1,5 kişilik lacivert berjer sahneye çıkıyor. herkes odasına çekilirken bana hayvan-size (ebat) salon kalıyor. 1,5 kişilik berjerin sırt minderi kaldırılıyor, alttan çıkan platformlar yardımıyla hani tahminen 150-160cm’lik bir yatak oluyor. (sığmadım, ordan biliyorum) anında yorgan, çarşaf, yastık geliyor. ”ulan kaldık buraya iyi mi” şeklinde başlayan isyanım, sırtımın açık berjer yüzeyine temas anında bitiyor. hacı, ne kadan rahat, ne kadan konformist, ne kadan pratik bir uyku çözümüdür bu. fiyat/performans olarak değerlendirmek gerekirse elimize hiç bir veri geçmiyor zira fiyat konusunda hiç bir bilgimiz yok. fotoğraftaki berjer de kesinlikle yanıltıcı fikir uyandırma amaçlı.
horlayıp insanları uyandırmamak adına stresli, lakin doya doya ve rahat uyunan bir uykunun ardından maalesef dişçiye gidilmesi gerekiyor, bu yüzden evin tarafımızdan tahliyesi söz konusu.
iki kardeş olan hafizeler evi tahliye etmiş zaten iş güç sebebinden ötürü. bizim hafız & hafize ve evin diğer ortağı olan hafize uyumalarda. bizim hafız’ın hafize yatmadan evvel bilgisayarını açık bırakıyor, “canın sıkılırsa internette gezinirsin” diyerek. ben de sürpriz bazında diyorum şunlara bir not bırakayım diye. not hayli tutuyor, evin panosuna (var mı hatırlamıyorum) asılma ihtimali bile tartışılıyor. hatta hafizelere diyorum ki onu bana bi mail eyleyin. lakin bilgisayar arızalanıyor, anakart, harttisk ve fleksi kablosu cayır cayır yanıyor. (işte o not siz okuduktan sonra kendi kendini imha edecek dediysem demek ki) ben de maalesef ne yazdığımı hatırlamıyorum o notta. ki bu da bu yazının esas sebebine getiriyor bizi.
hacılar, vallahi şahanesiniz. yemin ediyom hepinizi çok seviyom ben. hani ev olmasa da çok seviyodum tabi de belirtme fırsatım şimdi belirdi. inşallah önceki yazıyı karşılar bu.
not: her yazının altına not düşme alışkanlığımı karşılasın istedim.
not 2: arkadaş ne evmiş bu, yemin ediyorum aşka geldim döktürdüm yine. kendimden tiksindim virvirvir virvirvir konuştum diye. uzun arayı da misafirlik macerasını anlatarak geçireyim dedim.
not 3: öğrenci evlerinde “yemekteyiz” falan mı düzenlesem, vedat milor misali mi gitsem acaba o evlere ben? bilemedim ki şimdi.
not 4: üşenmediğim ilk fırsatta “güvenli internet” bıdısına da küfürsüz, lakin nahoş sözcüklerle giydireceğim. “belki vizeler umduğundan daha iyi geçer, öptüm” isimli albüm çalışmam devam ediyor.








